Bilgi Kutusu
Anahtar Kelimeler 3 adet [estetik diş hekimliği, gülüş tasarımı yaptıranlar, zirkonyum diş yorumları]
Valla ne yalan söyleyeyim, aynaya bakıp bakıp “Ulan şu ön dişler azıcık daha düzgün olsaydı ne olurdu sanki” demeyen insan sayısı o kadar azdır ki bizim memlekette… Kimisi cesaret edemez bütçeden ötürü, kimisi de o koltuk korkusundan hep erteler durur. Ama yaptıranların o ilk günlerdeki şaşkınlığını, hani o eve gidip sürekli dişlerini inceleme seanslarını bir görseniz, dersiniz ki herhalde dünyayı ben kurtardım. Gerçi insan bazen de düşünüyor, acaba o kadar parayı sırf iki milimlik porselen parçası için mi verdik diye ama neyse…
Dişçiye gitmek zaten başlı başına bir dert, bir de üstüne “Estetik yaptıracağım abi” diye girdiğin o kapıdan çıkarken hissettiğin o acayip yabancılık hissi yok mu, insanı ilk başta fena geriyor. İlk üç gün ağzında kocaman bir kalıp varmış gibi dolaşanlar, çorba içerken bile “Ulan dökülür mü bu zirkonyumlar?” diye içi gidenler o kadar çok ki aramızda… Sonra bir bakıyorsun, o yapaylık hissi yavaş yavaş kayboluyor, yerini acayip bir özgüven patlamasına bırakıyor. Hani sokağa çıkıp herkese durup dururken gülümsemek istersin ya, tam olarak öyle bir kafa işte.
Aslında bu işin en civcivli kısmı o klinikten içeri ilk adım attığın an ile o geçici dişlerle vedalaştığın süreç arasında geçen o tuhaf zaman dilimi bence. İnternetteki forumlarda, sözlüklerde falan millet öyle bir anlatıyor ki sanırsın hepsi doğuştan kusursuz bir ağız yapısıyla uyanmış ertesi sabah… İşin aslı öyle değil tabii, vallahi billahi o törpüleme sesini duyarken içinin cız etmemesi imkansız gibi bir şey. Ama günün sonunda, o aynadaki yansıma sana “Değdi be” dedirtiyorsa, çekilen her türlü cefa bir anda unutulup gidiyor herhalde.
Bazıları da tutturmuş “Doğallıktan uzaklaştık, herkesin ağzında bembeyaz tuvalet taşı gibi dişler var” diye ki, haksız da sayılmazlar hani… İşte tam bu noktada işinin ehli bir hekime denk gelmek, o rengi tam tenine göre ayarlatabilmek öyle büyük bir nimet ki… Yoksa sokakta yürürken uzaktan “Ben buradayım” diye bağıran o yapay beyazlık, insanı resmen pişmanlığın eşiğine kadar sürükleyebilir, benden söylemesi. Parayı basıp rezil olmak da var bu hayatta, o yüzden çok iyi araştırmak lazım.
Zaman geçtikçe insan alışıyor tabii, o ilk günlerdeki titizlik, “Aman sert bir şey ısırmayayım” korkusu yerini tamamen normal bir gündelik hayata bırakıyor. Hatta bazen o kadar kanıksıyorsun ki, eski dişlerinin halini bile unutuyorsun, sanki hep o pürüzsüz gülüşle doğmuşsun gibi bir his yerleşiyor içine… Gerçi aradan yıllar geçtikçe ufak tefek kontroller, yenilemeler gerekir mi diye insan bir düşünmüyor değil ama o da bu işin tuzu biberi artık…
Kaynak: Orijinal Haber