Bilgi Kutusu
Anahtar Kelimeler 3 adet [glokom belirtileri, göz tansiyonu, sinsi hastalık]
Gözünün gördüğü o uçsuz bucaksız dünyayı, renklerin o muazzam ahengini bir günde kaybetmek istemiyorsan uyanacaksın artık abi ya, vallahi billahi bak… Glokom denilen o sinsi illet, arkana yaslanıp “bana bir şey olmaz” dediğin an sinsice sızıyor hayatına; hiçbir ağrı yapmadan, hiç renk vermeden, adeta bir hırsız gibi arkadan yaklaşıyor. İnsan sormuyor mu kendine, ben en son ne zaman gerçekten derinlemesine muayene oldum diye, soracaksın işte. Çevrendeki o ufak tefek daralmaları, sanki bir tünelin içinden bakıyormuş hissini yaşlanmaya, yorgunluğa yoruyorsan çok büyük yanılıyorsun, hem de geri dönüşü olmayan bir uçurumun kenarındasın demektir. Tıbbi literatür bu durumu optik sinir başındaki o sinsi, mikroskobik harabiyet olarak tanımlıyor ama işin Türkçesi şu: Göz göre göre karanlığa gömülüyorsun…
Her sabah aynaya baktığında o gözlerin arkasında dönen fırtınadan habersiz yaşamak, açık söylüyorum, kendi geleceğine ihanet etmektir. Göz içi basıncı yükselir, o hassas lifler tek tek kopar ve sen bunu ancak yolun sonuna geldiğinde, etrafındaki dünyayı bir kağıt rulosunun içinden görür gibi olduğunda fark edersin… Fark ettiğinde de iş işten geçmiş olur zaten, ne yazık ki dönüş bileti olmayan bir yolculuk bu. Kendine bir iyilik yap, rehberliğini dinle bu dostunun ve o randevuyu ertelemeyi bırak artık. Bazen hafif bir sis perdesi iner ya hani insanın gözüne, yorgunluktan dersin, uykusuzluktan dersin… Oysa o perde, sinir hücrelerinin çaresizce can verdiğinin ilk resmi kanıtıdır aslında.
Neden hep başımıza gelince anlarız ki bazı şeylerin kıymetini, neden illa o darbe indikten sonra dizlerimizin üzerine çökeriz? Glokom dediğin o optik nöropati tablosu, erken evrede yakalandı mı tıp dünyasının elinde oyuncak olur, seni o karanlık kuyudan çekip çıkarırlar kolayca. Ama yok, sen git o baş ağrılarını, gözün arkasındaki o garip dolgunluk hissini kahveyle, ağrı kesiciyle geçiştirmeye çalış… Vallahi billahi büyük bir aymazlık bu, benden söylemesi. Görme alanındaki o milimetrik kayıpları beynin o muazzam adaptasyon yeteneğiyle kapatıyor diye her şeyi yolunda sanıyorsun değil mi? Yanılıyorsun, beyin seni kandırıyor, o boşlukları eski hafızanla dolduruyor ve sen aslında görmediğin bir dünyayı gördüğünü zannediyorsun…
Açık konuşalım, bu işin şakası yok, modern tıp sana o tonometri cihazıyla, görme alanı testleriyle bir harita sunuyor işte, ne diye inat ediyorsun? Göz tansiyonunun normal sınırlarda çıkması bile bazen seni kurtarmaya yetmez, normotansif glokom diye bir gerçek var bu hayatta; sinirlerin yapısal olarak zayıfsa, o basınç normal olsa bile ezilir, un ufak olur… Git o kliniğe, o profesyonel gözlere teslim et kendini, baksınlar o sinir lifi analizlerine, retina tabakalarına derinlemesine. Kendini kandırmayı bıraktığın gün, gerçekten görmeye başladığın gün olacak aslında… Yoksa bir gün uyanırsın ve o çok sevdiğin renklerin, o yüzlerin sadece birer soluk gölgeden ibaret olduğunu görürsün ki, düşünmesi bile insanı çileden çıkarmaya yetiyor…
Kaynak: Orijinal Haber