Bilgi Kutusu
Anahtar Kelimeler 3 adet [depresyon belirtileri, psikolojik destek, ruh sağlığı]
Sabah yataktan kalkmak bazen dünyanın en ağır işi haline gelebiliyor, değil mi? Hani öyle fiziki bir yorgunluk da değil bu, içinin çekilmesi gibi bir şey. İnsan kahve makinesinin düğmesine basacak gücü bile kendinde bulamayınca bir dönüp aynaya bakıyor haliyle. Ne oldu bana şimdi, niye böyleyim diye sormaya başlıyor insan. Vallahi billahi bazen hiçbir mantıklı açıklaması da olmuyor bu çöküşlerin. Durup dururken gelen o kasvet, göğsün tam ortasına oturan o görünmez öküz… Neyse, işte tam da bu noktada zihin kurcalamaya başlıyor.
Her şeye sinirlenmek de bir çeşit alarm mekanizması aslında, bunu pek bilmiyoruz. Eskiden gülüp geçeceğiniz o abuk sabuk şeylere şimdi tahammülünüz kalmadıysa bir durup düşünmek lazım. Trafikteki adamın korna çalması, iş arkadaşının çay bardağını masaya sert koyması bile sizi çileden çıkarıyorsa… İnsan bazen kendi öfkesinden kendisi korkar ya, tam olarak öyle bir ruh hali. Öfke diyoruz ama işin aslı derinlerde bir yerlerde biriken o çaresizlik hissi. İçinizdeki o ses sürekli vır vır konuşur, sizi haksız çıkarmak için yer arar durur.
Eskiden bayıla bayıla yaptığınız o aktiviteler var ya, hani maça gitmek, ne bileyim arkadaşlarla iki lafın belini kırmak, sinemaya gitmek… Şimdi hiçbiri gram tat vermiyor, hepsi gözünüzde birer dağ gibi büyüyor. canınız hiçbir şey yapmak istemiyor, en yakın arkadaşınız arasa bile telefonu açasınız gelmiyor. İzolasyon dedikleri şey tam olarak böyle sinsi sinsi başlıyor işte. İnsan kendi kabuğuna çekildikçe o kabuk daha da sertleşiyor, dışarı çıkmak iyice imkansızlaşıyor. Ruhun rengi yavaş yavaş griye dönüyor sanki, tüm renkler canlılığını yitiyor.
Uyku düzeni darmadağın olduysa zaten tehlike çanları çalıyor demektir. Ya gözünüze sabaha kadar uyku girmez, tavanı seyreder durursunuz ya da yataktan kafanızı kaldıracak haliniz olmaz, günün on sekiz saatini uyuyarak geçirirsiniz. İkisi de aynı kapıya çıkıyor aslında, dengenin şaşması. Yemek yemek de öyle; kiminin iştahı tamamen bıçak gibi kesilir, erir gider, kimi de ne bulursa mideye indirir, hıncını yemekten çıkarır. Vücut bir şekilde sinyal veriyor, “Ben iyi değilim” diye bağırıyor içeriden bir yerlerden.
Peki, bu işin içinden ne zaman çıkamayacağımızı anlayacağız, sınır neresi? Eğer bu saydıklarım iki haftadan uzun sürdüyse ve artık hayatınızı, işinizi gücünüzü etkilemeye başladıysa… Hani derler ya, bıçak kemiğe dayandı diye, tam o eşik işte. Kendi kendime atlatırım, bir tatile çıksam geçer, iki güne kendime gelirim yalanlarını bırakma vakti gelmiştir belki de. Bir uzmana görünmek, bir psikologla veya psikiyatristle konuşmak ayıp değil, zayıflık hiç değil. Abi ya, dişimiz ağrıyınca doktora koşuyoruz da ruhumuz kan ağlarken niye bu kadar direniyoruz anlamıyorum ki.
Bazen sadece birinin bizi gerçekten dinlemesine ve yargılamadan anlamasına ihtiyaç duyarız. Kendinize yüklendikçe yükleniyorsunuz, biliyorum, suçluluk duygusu yakanızı bırakmıyor. Ama bu bir seçim değil, bir sağlık durumu, grip olmak gibi, bacağının kırılması gibi bir şey. Kendinize biraz şefkat gösterin, hemen bugün her şeyin düzelmesini beklemeyin. Adım adım, yavaş yavaş… Profesyonel bir el uzandığında o karanlık kuyudan çıkmak o kadar da imkansız görünmeyecek, emin olun.
Kaynak: Orijinal Haber