CANLI | Vikingur Reykjavik – ETO FC maç anlatımı! Maç ne zaman? Saat kaçta ve hangi kanalda? – 07 Temmuz 2026

07.07.2026 - 03:00
YAYINLANMA
4 DK
OKUNMA SÜRESİ
Google News

Bilgi Kutusu
Anahtar Kelimeler 3 adet [miyop derecesi miyopi ilerlemesi göz sağlığı]

Göz doktorunun koltuğuna oturup o harfleri okumaya çalışırken içinizden bir dua ediyorsunuz değil mi, ne olur bu sefer numaram artmamış olsun diye. Ama o makine tıkır tıkır dönüyor ve doktor “Evet, biraz daha ilerlemiş” diyor. İnsanın morali acayip bozuluyor vallahi, sanki kendi gözünü bile isteye bozmuş gibi bir suçluluk hissi çöküyor insanın içine. Aslında modern dünyanın hepimize attığı bir kazık bu miyopi denilen illet. Akşama kadar o küçük ekranlara bakıp sonra da gözümüzün sağlam kalmasını beklemek biraz saflık sanki…

Günde en az iki saati dışarıda, gün ışığında geçirmek gerekiyormuş, bilim insanları bas bas bağırıyor bu konuda. Ama gel de bunu İstanbul’un göbeğinde, plazaya ya da ofise kapanmış insana anlat abi ya, nasıl olacak o iş? Güneşi gördüğümüz mü var Allah aşkına? Doğal ışık o gözün arkasındaki yuvarlağın uzamasını engelliyormuş, işin bütün sırrı bu biyolojik dengede yatıyor aslında. Dışarı çıkıp uzaklara, yeşilliğe, gökyüzüne bakmak lazım. Hani eskiler der ya hep gözün gönlün açılsın diye, gerçekten de öyle…

Şu 20-20-20 kuralı var ya, hani her yirmi dakikada bir yirmi saniye boyunca yirmi fit uzağa bakma mevzusu… Kaçımız bunu gün içinde gerçekten yapabiliyoruz, sorarım size? Bilgisayarın başında bir işe dalıyorsun, bir bakmışsın aradan üç saat geçmiş, gözler kan çanağı. Bir alarm kurmak, telefona bir hatırlatıcı atmak bu kadar zor olmamalı aslında ama işte, hayat telaşı. Göz kaslarını gevşetmek için arada bir camdan dışarı bakıp en uzak noktadaki binayı seçmeye çalışmak bile o kadar büyük bir nimet ki o yorgun mercek için.

Çocuk yaşlarda bu işin önünü almak çok daha kolay oluyor, yetişkinlerde ise durum biraz daha inatçı. Özel damlalar var mesela, atropin içerikli, doktorlar son yıllarda bayağı sık reçete etmeye başladı ilerlemeyi yavaşlatsın diye. Ya da şu gece takılan, korneayı şekillendiren sert lensler… Gece takıyorsun, gündüz hiçbir şey yokmuş gibi net görüyorsun falan. Gerçi herkesin göz yapısı kaldırmıyor bunları, orası da ayrı bir dert tabii. Denemekten zarar gelmez demek isterdim ama göz bu, şakaya gelmez asla.

Beslenme çantamıza havuç koyunca gözlerimizin radara döneceğine inandırıldık yıllarca, ne büyük efsaneydi ama. Sadece havuçla olsaydı dünya üzerinde gözlüklü insan kalmazdı herhalde, vallahi billahi kalmazdı. Ispanaktaki, balıktaki o omega-3’ler, lüteinler elbette dokuları besliyor, orası kesin. Ama beslenmeyi düzelttim diye numaranın durmasını beklemek de ne bileyim, biraz fazla iyimser bir yaklaşım. Genetik kodunda varsa o numaranın büyüyeceği, sen ne yersen ye o yolunu bir şekilde buluyor…

Kitap okurken ya da telefonda bir şey incelerken o ekranı gözünün içine kadar sokanlar var, yapmayın gözünüzü seveyim. En az otuz kırk santim mesafe koymak şart, o mesafe daraldıkça göz içindeki kaslar öyle bir kasılıyor ki… Bir süre sonra o kasılma kalıcı hale geliyor ve al sana yeni bir çeyrek numara daha. Ekranların parlaklığını odanın ışığına göre ayarlamak, zifiri karanlıkta o beyaz ışığa saatlerce maruz kalmamak da bir diğer mesele. Kendi kendimize ediyoruz aslında çoğunlukla.

Düzenli muayene yaptırmaktan kaçan o kadar çok insan var ki etrafta, şaşırmamak elde değil. “E zaten uzağı göremiyorum, gidip ne yapacağım” mantığı tamamen yanlış, çünkü gözün arkasındaki retina tabakası numara büyüdükçe geriliyor, inceliyor. O gerilmeyi, o riskleri sadece doktor o ışıklı aletle bakınca görebiliyor işte. Yılda bir kere o koltuğa oturmak canınızı yakmaz. İlerlemeyi tamamen durduramasak bile en azından nerede frene basacağımızı bilmek gerekiyor…

Kaynak: Orijinal Haber

Spor Merkezi
Yazar hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Tüm Yazıları Görüntüle →
21

Yorum Yap