Amerika’nın Futbol Aşkı: İşte Başlangıç Hikayesi

12.06.2026 - 09:00
YAYINLANMA
3 DK
OKUNMA SÜRESİ
Google News

1990 yazında, Colorado Springs’te bir konteyner içinde oturan Alan Rothenberg, Amerika’nın futbol aşkını ateşleyecek bir hayal kurdu. O zamanlar, futbol, ABD’de pek de popüler olmayan bir spordu. Rothenberg, o dönemki US Soccer Federation (USSF) başkanı olarak, ülkenin dört yıl içinde ev sahipliği yapacağı Dünya Kupası için büyük bir vizyonla yola çıktı. Bu adam, futbolun Amerika’da nasıl bir tutkuya dönüşeceğini hayal ediyordu… Yıllar geçtikçe, bu hayal gerçek oldu ve futbol, beyzbolu geride bırakarak, ABD’nin en çok ilgi gösterdiği spor haline geldi.

Düşünsenize, o dönemde Rothenberg, Brezilya ve Fas’ı geride bırakarak bu büyük turnuvayı ABD’ye kazandırmıştı. Ancak FIFA’nın bu kararı, birçok kişi tarafından eleştirildi; çünkü Amerika’nın futbol konusundaki kayıtsızlığı herkesin malumuydu. “Kimse burada futbolu ciddiye almıyor” diyen bir Brezilyalı FIFA yetkilisi, durumu özetliyordu. Rothenberg, bu durumu değiştirmek için ciddi bir mücadele verdi. O, futbol dünyasında yeni bir yüz olarak, deneyimli spor yöneticiliği sayesinde, eski dönemin lideri Werner Fricker’i geride bırakarak USSF’nin başına geçti.

Rothenberg, “Amacım, Amerikalılara bu etkinliği kaçırmamaları gerektiğini anlatmaktı” diyor. Ve bu hedef doğrultusunda, turnuvayı büyük bir olay olarak tanıtmak için durmaksızın çalışmaya başladılar. 1990’ların tamamı, bugünkü futbol altyapısının temellerinin atıldığı bir dönemdi. Özellikle kadın futbolunun da dahil olduğu bu süreç, tarih yazıyordu.

Turnuvadan tam altı ay önce, Las Vegas’ta gerçekleştirilen benzersiz bir Dünya Kupası kura çekimi, Amerika’nın futbol sevgisini artırmanın ilk adımıydı. Daha önceki sıkıcı kura çekimlerinin aksine, Rothenberg ve ekibi bu etkinliği eğlenceli hale getirdiler, ünlü isimlerle dolu bir ortam oluşturup, FIFA’nın daha önce hiç yaşamadığı bir atmosfer yarattılar. “Her maçı sattık, hatta daha az ilgi görecek takımlar arasında bile büyük bir heyecan oluştu” diyor Rothenberg.

Dünya Kupası’nın başarısını kullanarak, yatırımcılara, sponsorlarına ve televizyon kanallarına profesyonel bir lig kurabileceklerini kanıtladılar. Ve işte, 2002’deki büyük çeyrek final koşusu, futbolun Amerika’da üst sıralara tırmanmasında bir sıçrama tahtası oldu. Ancak, başlangıçta yaşanan bazı zorluklar, bir süre sonra nostaljik bir hatıra haline geldi. Rothenberg, “Daha sonra tüm bunları geride bıraktık ve stadyumlarda doluluk oranı arttı” diye ekliyor.

Premier Lig’in 2013’te ciddi bir şekilde yayınlanmaya başlaması ise her şeyi değiştirdi. Artık Amerikalılar, dünyanın en iyi futbol deneyimini takip etme fırsatına sahip oldular. “Amerikan halkı en iyisini sever. Premier Lig en iyisi, NFL en iyisi, NBA en iyisi” diyor Rothenberg. Bu durum, canlı yayınlarla birleşince farklı bir boyut kazandı.

Bennett, “MLS çok hızlı bir şekilde ilerledi” diyor ve bu Dünya Kupası’nın, Amerikan futboluyla global futbol arasındaki etkileşimi nasıl şekillendireceğini merak ediyor. Rothenberg ise, “Amerikan halkının daha fazla ikna edilmesine gerek yok. Yüzde olarak, bu büyümenin bir daha asla elde edilemeyeceğini düşünüyorum” diyerek, bu aşk hikayesinin nereye evrileceğini sorguluyor. Bakalım bundan sonra ne olacak?

Kaynak: Orijinal Haber

Metin Uçar
Yazar hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Tüm Yazıları Görüntüle →
20

Yorum Yap